Ana içeriğe atla

LÂHZÂ-YI ÂRÂM

Şehre karşı oturmuş kadın ile ilgili görsel sonucu

Hayat kimi zaman inişli çıkışlı bir yol kimi zaman dalgalı bir deniz kimi zamanda mevsimlerin elinde bir bÂziçe olarak karşımıza çıkan bir süreçti.

  Genç kız, yazı bekleyenlerin gökkuşağına hasret kaldıkları bir zamanda içinde dinmeyen bir bahar esintisi hissetmişti.
   Yaptığı ne ise ona kalbiyle yaklaşır ve işini, kendi duygusuna inandığı kadar sebatla yapar ve bitirirdi. İçindekiler; bazen bir tablo,bazen bir roman bazen ise bir şarkı olup karşısına çıkıyordu.
    Hislerini,kimi zaman titrek bir nefesin verdiği heyecanla kimi zaman duaya karışan hayali ile kimi zaman da nefretinin verdiği süratle eserine yansıtıyordu.
Meltem rüzgârının gönlüne değdirdiği o ince,narin nevazişi artık her yerde arar olmuştu.
Bu tüm azalarının merhemiydi.
Ömrünün baharındaki genç kız her bahar mevsiminde kendisini bir kez daha tanımanın mutluluğunu yaşıyordu.
Fakat aklının bir köşesinde daima hayata soruları bulunurdu.
Neden sadece bahar mevsimini merak ediyordu? Niye meltem rüzgÂrının sesini bu kadar seviyorken fırtınayı da sadece bir rüzgar olduğu için sevmiyor ve hatta korkuyordu?
İnsan sevdiği şeyden korkar mıydı?
Neden koşullu mutluluklara kendini durmadan bağlıyor da kederlerini gördüğü an boynuna atlıyordu?

Oysa ki farklı olabilmeyi her şeyden ve herkesten fazla istemişti. Daima her ne yaşarsa yaşasın içindekini sürdürmeyi arzuluyordu. Ama gerçeklerin çölünde hayalin gölgesine bile rastlamamıştı.
Gerçekten de bu kadar zor muydu onu araması,bulması?
Çölü gördüğü gibi hayalinden vazgeçecek kadar zayıf mıydı bünyesi?
Halbuki duyguları ile harmanlanan düşüncelerinde bu zayıflık'a yer yoktu.

İnsan her ne zaman içine bakarsa baksın kalbinde gülümseyen bir güneşin olduğunu ve onu anlayana kadar hayatında, ölene kadar da içinde durduğunu hissediyor, ama yaşatmıyordu.
Çünkü insanlar o kadar çok olayların kıskacında kavruluyorlardı ki bu içindeki inancının beslediği duygu; hayatında,ancak küçük bir çocukta olabilecek  pörsümüş bir his vaziyetinde yer alıyordu.
      Halbuki insan içindeki çocuğu yaşatabildiği           kadar özgürdü bu hayatta. Ve özgürlüğünü  yaşayabildiği kadar mutlu.
Genç kız artık kararlıydı. Hayatı bu anların peşinden giden bir yol olarak gözünde canlandırıp bunun verdiği umutla da hayatını  devam ettirecekti.

Siz de içinizdeki küçük esintilere kulak verin. Eğer onların merhemini içinizde hissederseniz hayata da siz merhem olursunuz .
Hayatta mutlulukların hep sizi bulması dileği ile...



Banu Yurtsever

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zaman Treni

Bir metro istasyonundasın Seni hayata yetiştirecek olan treni bekliyorsun Fakat bu zaman treninin hızı da ne ?! Onun hızıyla birlikte koşuyorsun,durduramıyorsun... Ümitle koşuyorsun tabana kuvvet diyorsun Ve sonra geçip giden trenin ardından, Geçip giden zamanın ardından, Sen sadece bakakalıyorsun Banu Yurtsever

İslam Ve Huzur

İslamda sonsuz inanma, güvenme vardır. Bu sonsuz inanç ve güven teslimiyeti, teslimiyet razı olmayı öğretir. İslamiyeti tanıdıkça ve yaşadıkça huzurun asıl tanımını öğreniriz.  ‘’iman hem nurdur hem kuvvettir hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir’’ sözünde dediği gibi iman, insana hem nurundan saçar Hem de eline bir kuvvet verir ki o da huzurdur. İnsan teslimiyet ile tevekkülü öğrenir ve yaşatır hayatının her anında. Omuzlarındaki yük kalkınca içindeki huzurun kat ve kat Arttığını görürüz. Şükürü, insaniyeti öğretir. Sonra mütevazı ve alçak gönüllü olmanın safhaları ve   basamaklarını. Basamakları çıkarken  tek, tek  farkında olmadan hayatı öğreniriz. Hayatımızı ve amacını. Amacımızı öğrendiğimizde de imanımızı arttırmanın yollarını arar ve gerçek islamın amacı ile karşılaşırız. Unutmayın islam ve huzurun olmadığı ortamda  bir peygamber vasfı olan güvenilirlik de olmaz.

RENK GEÇİŞİ

  "Kimsenin oturamayacağı evler yapıyordu. Dokununca dağılan evler. Kül renginde, kendi de kül olan evler. Hani terastan Boğaz'a bakarsınız ya; işte öyle, insana susamış evler. Alev alev evler.'' Manzarasına tutkun... Bir dağ yamacında hayaline vurgun... Coşan dalgalar bir tuvalde hayatını çizerken o, bu mutluluğa uçurum kadar uzak, gözünün değdiği yer kadar yakın... Kanatlanışı ölüm kadar yasak... Seyrinde kaldığı hayatında tüm bakışlardan kaçarken uzak iklimlerin yakın seslerini duyuyordu. Haykırışların yankısı büyüktü. Ne olursa olsun değişmeyen tek gerçek vardı; Ayrıntılarla çok uğraşıyordu. Hayatı fazla ciddiye almaya gelmezdi. Çizdiği evler kül olurken kendini yakmasına gerek yoktu. Sevinciyle üzüntüsüyle bir değerden çok fazlalık gibi kalıyordu. Zihninin içinde yaşıyordu. İnsana hararette kızıl kum alevinde demirden oksitlenmiş toprakların içinde durmadan volta atıyordu. Kendisi dışında tüm hayatlara basıp geçmişti. Kaçak gözlerin gömülü olduğu mez...