Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HUZURA YAYILAN KELAM

                         Yollar kıvrılır zihnimin kıvrımlarında. Ruhumun duygusunu tattırırım gördüğüm her martıya. Uzadıkça uzar istikametim. Velev ki hayatımın üstündeyim. Bükülmez sınırları büküp aşılmayan dağların ardına giderim. Yoldaşım olur tüm kuşlar. Ardımda büklüm büklüm dalgalar. Ve hissine özenirim denizin olan her şeyin duygusunu nefesime hapsetmek ister, buram buram o mis gibi kokusunu ciğerlerime çekerim. Özgürlüğünü tadımlar ruhum, damakta dinmeyen bir tat. Dünyaya değil hayale ait sanki bu hissiyat. Gözlerimi kapatır, parmağımı mavi göğün altına uzatır ve bir ada seçerim bir daha hiç ayrılmamak adına mutluluğundan. Doyasıya gezerken sokakları huzura çıkan adalarda, hissimi kaldırımlara emanet eder, pencere gözlü evleri şahit tutarım adımlarımla. O vakitlerde zamanı büker, havada süzülen kuşların kanatlarına saklanır özgürce salınırım hülyalarda. Bırakırım kendimi zamansızlığın aguşuna. Götürsün beni bilmed...

EKSİK OLAN NEYDİ?

Eksik olan neydi? Anlarım her adımımda. Adımı hecelerken harflerim yarım kalır.  Hayat adım adım ayak izi olsa ne yazar? Değil mi ki ruh izi bırakmadan geçtiğin her yer eksik kalır. Yaşam sunulmayan saatlerde hangi duygu filizlenir bahçelerde? Artık eksik bırakılan her şeyim bir bir geride kalır.  Bir gün giderken pervasızca mavilik yolunda, geriye dönmeyen bakışlarda bir anlam kalır.    Mutlulukla yaz günlerine ertelenmiş ne varsa bilir mi ne kadar uzun solukludur bu hayatta? Hayat anda yaşanmıyorsa şayet, gelecek günlerin geleceğinden kim emin olabilir? İnsan peşinde olmaktansa içinde olmayı tercih etmediğinde saçılır etrafa tüm parçaları, hayatta eksik kalır.   Peşinde kaldıkça saçılan her parçada bembeyaz bir yaşam sayfası açılır. Var olmayı yaşamaya değiştiği her an ile bir bir siyah mürekkep damlaları akıtılır.  Oysa yaşamak beyazlıkta can bulur yek ahenk bir şekilde. Doğumdan ölüme yekpare... Bir yol gibi serilir günlere, saat...

O Serin Rüzgarın Estiği Yere Doğru

Gün olur alır başımı giderim. Yollar kıvrılır zihnimin kıvrımlarında.  Ruhumun duygusunu tattırırım gördüğüm her martıya. Uzadıkça uzar istikametim. Velev ki hayatımın üstündeyim. Bükülmez sınırları büküp aşılmayan dağların ardına giderim. Yoldaşım olur tüm kuşlar ardımda büklüm büklüm dalgalar. Hissine özenirim denizin olan her şeyin. Duygusunu nefesime hapsetmek isterim. Mis gibi buram buram o kokusunu ciğerlere çeker, özgürlüğünü tadımlar ruhum. Damakta artık dinmeyen bir tat.Dünyaya değil  hayale ait sanki bu hissiyat. Gözlerimi kapatır,parmağımı mavi göğün altına uzatır ve bir ada seçerim hiç ayrılmamak adına mutluluğundan. Doyasıya sokaklarını gezer, huzuru adımlarım adalarında. Bu hissi kaldırımlara emanet edip pencere gözlü evleri şahit tutarım her adımda. Zamanı büker ,havada süzülen kuşların kanatları ardına saklanır,özgürce salınırım hülyalarda. Bırakırım kendimi zamansızlığın aguşuna. Götürsün beni bilmediğim diyarlara. Cennetin duygusunu bir an olsun hisse...

BİR FIRTINA PANORAMASI

  Uyuyordum, rüyalar bir melodi misali ruhumda gezinip duruyordu. Gördüğüm, aynı şeyin farklı türevleriydi sanki. Bir bahar mutluluğunun avare sevincinde yapraklarla gölgelenmiş çiçeklerin muştusunu hissediyordum. Tüm isteklerin her koşulda mümkün kılındığı, hayallerin nefes aldığı, özgürlüğün hüküm sürdüğü yerdi rüyalar.   Bir huzurun huzursuz çatlaklarının ilk hissedildiği, depremin yavaş yavaş çatlayan kayalıklarının üzerinde, bir dağ yamacında rüzgâra karşı durmaya çalışan bir çiçeğin, kendini sağlamlaştırmak istercesine toprağında kalma direnişinin olduğu yerdeyim. Şimdi köklerimden koparılırken bu yerde, kendimi kendimden soyutlanarak izliyorum.   Bu ses de ne? Kulağımın içinden girip beynimin dalgalarını korkuyla titreten! Bu sesi gerçekte hayali, hayali bir rüyayı aradığım zamanda, beni bulmuş olduklarımla yüzleştirmesi için mi duyuyorum?   Yastığa gömülüp uyumak için direnen gözlerimin, bir denizin sularının sahile çekilmesi gibi d...