Gün akşama dönmüştü. Şirketteki kalabalık kendini bulmak adına kaçan insanların, hızlı ayak sesleriyle sarsılıyordu. Pınar; ''Ay saat kaç oldu? Şirket beş dakika sonra kapanacak. Ama benim arşive inip o dosyayı almam lazım.'' Dedi. Israrla çalan telefonu onu hızla eve çağıran bir mıknatıs gücüyle geriyorken buraya tatilden önce son defa gelmiş olması onu almaya, bu duruma mecbur bırakıyordu. Geçen ayın verileri elinde olmazsa ilerleme kat edemezdi . Rüzgârın savrulması gibi bedeninin dengesizliğinde ayakları zemini titreterek merdivenlerden aşağıya indi. Ah o asansör korkusu… Korkuları hep onu telaşa sürükleyen prangası oluyordu. Telaşları ile yıkılan cisminin altında ezilen yaşamak isteyen ruhu ile zıtlaşması, onun hayat sınavını oluşturuyordu. Her şey zamanında güzel diye zamana sıkışmak ne derece gerekliydi? Düşüncelerinden hızlı adımlarıyla kendini arşive attı. Nim bir ışıkta titizliğin iğreti dokunuşlarıyla o tozlu raflarda küçük bir şey aramak…. Ah ...