Ana içeriğe atla

Kalemle Yazarken Ben


Kalemle yazarken ben 
Kağıt düştü elimden, 
Son yazımı yazerken 
Doğdum yine yeniden… 
Yazmak ölmek demektir, 
Ölmek yeniden doğmak; 
Bunlar kolay şeylerdir, 
Müşkili insan olmak… 



Fiillerin içinde anlamını her gecenin gizemli zamanlarında düşünebilmek için sözlüğe yerleştirilmiş bir hal, her okunan yazı metinlerinin arasına sıkıştırılmış bir kâl, her yazarın dilinde sürekli zorluğundan bahsederken yazmaktaki sevincin kıvanç tomurcuğu, tomurcuğun hava kütlelerinin içinde çatlayarak nüfuz eden sirayeti, yazarına haz veren o duygu dünyasının adı, nasıl ki serâzat yaşantıyı terk etmek; yazmakta kendinden geçmek belki bir boyut değiştirmek… Sevgi dolu, aşk dolu bu dünyaya hicretin adı, yazmak; ideal ümit hülyasında özümüze en görkemli kadehlerden kurtuluş âb-ı hayatını sunmak, sonsuzluk hicranının her an gönül sazının bam telinde tınlayışını hissetmenin yek diğer adıdır. Gözlerden şiir gibi, nağme gibi, nesir gibi yaşlar dökmenin remzidir sayfalara… 

Veya yazamıyorsan kalemle hissettiklerini; gecenin harında, kendi garında, seccadelere gözyaşından bir ebed haritası çizmenin şekli, iniltilerinden, taa iç yaralarından, duygu dünyandan bir gökkuşağı kavisi çizmenin şanıdır yazmak… 

Sıralanır akılda kalmış kitap kırıntıları bir bir kâğıt üzerine film şeridi gibi, dileyene anlatılır kalp süzgecinden geçmiş manalı hikâyeler... Başlanır yalnızlıktan çokluğa ulaşacak olan basiretli düşünceler/hisler... Hayata dair gerçeklerin ve hayallerin arasında bir bütün haline gelmiş. Aktarımların arasına sıkışabilecek en ufak harf kırıntısını bile parmağının ucu ile temizledikten sonra devam edebilmek beyaz yolun satırları üzerinde; yazabilmenin duygusu… Duyguların başlıyor artık sana dair kalmış hayat sokaklarında bir mana daha yükleyebilir miyim? Şu sokakta ki; kaldırımın üzerinde ki kelimeye diye başlarsın yürümeye, her bir taşı hayat sokağına yerleştirirken muktedi olmasını ister ve başlangıcın sonu ile müttehid olmasını istersin. 

Konular bir bir akıl ucundan geçer. Sen ve sensizlik arasında bir bütün olunmuştur artık. Yazılmıştır o ana kadar yazılabilecek en güzel sözcükler. İçinde kaynayan bir mahşer oluşur. Çünkü sayfa yüreği olmuştur yazarın. Bir kelime düşüverince yüreğe, kaynamalar başlar. Sükût limanı bir kâğıt parçası olmuştur artık, dış dünyanın kasırgasından sığınmıştır o limana. Yazmak fikirler oluşturmaktır. Çünkü yazarın düşüncede ki varlığı ancak biçilecek olan ömrü o yazıda ki bakilik kadardır. Yüz yıllar sonra hatta bin yıllar sonrasında bile hayat sokağına yerleştirdiği taşların üzerinde biri daha geçecektir. Yazmanın duygusuna bu katıldıkça, yazar bilmelidir fikir taşlarının üzerinde isminin olacağını... Kimi harfler harp düzeni almıştır insanlığı iter kötülüğe, kimi harfler o taşların arasında gül açmıştır, masumiyet verir insan yüzüne... 

Yazmak, fikir aktarmaktır. Fikirlerin gücüne şahit olmayan yoktur. Ancak bir fikir aydınlatır karanlık kalbin odasını, ancak bir fikir kirletir fıtratın vermiş olduğu masumiyet yüreği... Bunu sağlayanda ancak o fikirleri yazandır. Bir yazar acı çekebilir, sürgünden sürgüne yol alabilir, davası uğruna bir ordu karşısında dimdik ayakta durabilir. Lakin bunlar yazdıkları ile fiilleşir. Yazdıkları ile sosyal yaşamın bir bütünü olur. Bir kişiden çıkmış olan fikir şemsiyesinin altına binleri toparlayabilmektir yazabilmek. Yazabilmek, düzenlemektir darmadağın yaşanmış ama anlatılamamış duyguları, yazdıkça karşısındaki anlayabilmek, yazdıkça karşısındakini sahiplenebilmektir. 

Güzel taraflarından biri de özgürlüğün adıdır yazabilmek. En güzeli ise özgünlük içinde özgürlüğe ulaşmaktır ki özgür oldukça ulaşırsın kendine ve ulaşabiliyorsundur tekliğe. Varlıkların arasından sıyrılmış, beşer olmanın sana vermiş olduğu yetkiler dâhilinde bir gösteriş magandası gibi ilerliyorsundur kar yağmış kendine ait sokaklarda. Yürüdükçe göklere bakıyor. Rabbim sana şükür olsun verdiğin yetkilerden dolayı! Rabbim sana hamd ederim beni bana ait olan sokaklarda yürüttüğünden dolayı. 

Artık kendimi yazabilmek istiyorum. Fakat hani beyaz kalmış sokakları yakaladığım ve sokak başlarına bir geçiniz tabelası yerleştirirken. "Allah'ım sen bu sokak taşlarını örerken kum tanesine bile kötülük iliştirme diyebileceğim bir sokağa girmek istiyorum." Kendimde diğer sokaklardan harf kırıntıları toparlayıp kendi sokağıma bir fikir rüzgârıyla akmasını istiyorum. Fakat hani kirlenmemiş taşlardan. Yazabilmek için, harf kırıntılarını kitap arasında toparlayabilmek için 'ilk emri' uygulamak gerekir. Oku! 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zaman Treni

Bir metro istasyonundasın Seni hayata yetiştirecek olan treni bekliyorsun Fakat bu zaman treninin hızı da ne ?! Onun hızıyla birlikte koşuyorsun,durduramıyorsun... Ümitle koşuyorsun tabana kuvvet diyorsun Ve sonra geçip giden trenin ardından, Geçip giden zamanın ardından, Sen sadece bakakalıyorsun Banu Yurtsever

İslam Ve Huzur

İslamda sonsuz inanma, güvenme vardır. Bu sonsuz inanç ve güven teslimiyeti, teslimiyet razı olmayı öğretir. İslamiyeti tanıdıkça ve yaşadıkça huzurun asıl tanımını öğreniriz.  ‘’iman hem nurdur hem kuvvettir hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir’’ sözünde dediği gibi iman, insana hem nurundan saçar Hem de eline bir kuvvet verir ki o da huzurdur. İnsan teslimiyet ile tevekkülü öğrenir ve yaşatır hayatının her anında. Omuzlarındaki yük kalkınca içindeki huzurun kat ve kat Arttığını görürüz. Şükürü, insaniyeti öğretir. Sonra mütevazı ve alçak gönüllü olmanın safhaları ve   basamaklarını. Basamakları çıkarken  tek, tek  farkında olmadan hayatı öğreniriz. Hayatımızı ve amacını. Amacımızı öğrendiğimizde de imanımızı arttırmanın yollarını arar ve gerçek islamın amacı ile karşılaşırız. Unutmayın islam ve huzurun olmadığı ortamda  bir peygamber vasfı olan güvenilirlik de olmaz.

RENK GEÇİŞİ

  "Kimsenin oturamayacağı evler yapıyordu. Dokununca dağılan evler. Kül renginde, kendi de kül olan evler. Hani terastan Boğaz'a bakarsınız ya; işte öyle, insana susamış evler. Alev alev evler.'' Manzarasına tutkun... Bir dağ yamacında hayaline vurgun... Coşan dalgalar bir tuvalde hayatını çizerken o, bu mutluluğa uçurum kadar uzak, gözünün değdiği yer kadar yakın... Kanatlanışı ölüm kadar yasak... Seyrinde kaldığı hayatında tüm bakışlardan kaçarken uzak iklimlerin yakın seslerini duyuyordu. Haykırışların yankısı büyüktü. Ne olursa olsun değişmeyen tek gerçek vardı; Ayrıntılarla çok uğraşıyordu. Hayatı fazla ciddiye almaya gelmezdi. Çizdiği evler kül olurken kendini yakmasına gerek yoktu. Sevinciyle üzüntüsüyle bir değerden çok fazlalık gibi kalıyordu. Zihninin içinde yaşıyordu. İnsana hararette kızıl kum alevinde demirden oksitlenmiş toprakların içinde durmadan volta atıyordu. Kendisi dışında tüm hayatlara basıp geçmişti. Kaçak gözlerin gömülü olduğu mez...