Ana içeriğe atla

HUZURA YAYILAN KELAM

                        

Buğday, Alan, Tarım, Zen, Huzur, Huzurlu

Yollar kıvrılır zihnimin kıvrımlarında. Ruhumun duygusunu tattırırım gördüğüm her martıya. Uzadıkça uzar istikametim. Velev ki hayatımın üstündeyim. Bükülmez sınırları büküp aşılmayan dağların ardına giderim. Yoldaşım olur tüm kuşlar. Ardımda büklüm büklüm dalgalar.

Ve hissine özenirim denizin olan her şeyin duygusunu nefesime hapsetmek ister, buram buram o mis gibi kokusunu ciğerlerime çekerim. Özgürlüğünü tadımlar ruhum, damakta dinmeyen bir tat. Dünyaya değil hayale ait sanki bu hissiyat.

Gözlerimi kapatır, parmağımı mavi göğün altına uzatır ve bir ada seçerim bir daha hiç ayrılmamak adına mutluluğundan. Doyasıya gezerken sokakları huzura çıkan adalarda, hissimi kaldırımlara emanet eder, pencere gözlü evleri şahit tutarım adımlarımla.

O vakitlerde zamanı büker, havada süzülen kuşların kanatlarına saklanır özgürce salınırım hülyalarda. Bırakırım kendimi zamansızlığın aguşuna. Götürsün beni bilmediğim diyarlara. Cennetin duygusunu hissedeyim bir anlığına tüm azalarımda.

Duygular var sezilmeyen, tanımdan uzak kalıptan münezzeh. Diller tekrire çalışsa ne yazar dudaklar lal ve ebkem kesilirken hayatta? Dünya uzak kavramlar tuzak. Hissedar olmaya kabil mi yüreğin? Habilini bekler bir mahkum gibisin.

Pencerenden yansıyan baharda haşır huşur yeşil yapraklar bize baharı fısıldar, yeniden dirilişi simgeler gibi her an. Yokluğunda olur her yer hazan. Çiçekler, güller konuşur gibi bizimle yeşerir her daim sevgiyle ve ilgiyle. Rengarenk tomurcuklarıyla insana ümit aşılar muhabbetle.

Diriliş de ölüm de haberdardır dünyadan. Gözlerin gördüğü çiçeklenen baharlar ki onlar devasa bir ihtişam. Hafiften gün geceye dönünce bir encam ile kendini gösterir şam. Nücüm tüm parıltısıyla parıldar karanlığa aldırmadan.

Hava aydınlığa kavuşunca uçuşur martılar sağa sola hızlıca. Dünyaya mutluluğu yayar gibi bahar vakitlerinde uçurur düşünceleri. Hati bir ısrarla koparıp ayırırken bedenden ruhu. Zafer nidaları gibi şimdi göklerde uçuşu.

Zaman kayıyor gibidir göklerde süzülürken. Oysa şu anda muhabbeti yaymalı mutluluğu haykırırken. Sahi nereye yetişiyor bu martılar? Nedir bu dinmeyen telaşlar? Her yerde martılara özenmiş insanlar koşturuyorken vakitlerde hayrola neden bu endişe? Görmüyor musun bak ruhunun içinde bin bir neşe...

Hülyalar içinde saklıdır o sonsuz huzurun.  Denizler, gökler ve mavilikte uçan kuşlar içimizdeyken biz ki içimizdeki sonsuz bahardan habersiz fani anların içinde yaşarız her an. Fısıldarken zaman fani içindeki baki olanı, insan içindeki pınarı görmek adına ne bekler ki durmadan?

Ruha teslim olunduğundan beri yek ahenk bir hal kuşatır çehreyi. Mevsimlere bürünmüş güzellikler ile hayale aldandığımızdan beri rüyasından uyanmak istemeyen biri gibiyiz sanki. İçimizdeki neşe parıldayan mutluluk ile yansıyor hayata biçim biçim.

Neden, niçin, nasıl, niye? Düşünmeden uçarken sahir bir kelama doğru sorgusuzca göklerde, gerçeğimi yüzüme vurur deli rüzgar. Mavisine vurgun sanki tüm dalgalar. Çarparken yüzümüze suları uyanır  yaşama konar bendimizin cism-i ruhu, hayatı. 

Biz huzuru heceleriz yaşamda duyulan sevinçle. Rüyamızı hayata katmak için her vakitte.

Huzur ve muhabbetle...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zaman Treni

Bir metro istasyonundasın Seni hayata yetiştirecek olan treni bekliyorsun Fakat bu zaman treninin hızı da ne ?! Onun hızıyla birlikte koşuyorsun,durduramıyorsun... Ümitle koşuyorsun tabana kuvvet diyorsun Ve sonra geçip giden trenin ardından, Geçip giden zamanın ardından, Sen sadece bakakalıyorsun Banu Yurtsever

İslam Ve Huzur

İslamda sonsuz inanma, güvenme vardır. Bu sonsuz inanç ve güven teslimiyeti, teslimiyet razı olmayı öğretir. İslamiyeti tanıdıkça ve yaşadıkça huzurun asıl tanımını öğreniriz.  ‘’iman hem nurdur hem kuvvettir hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir’’ sözünde dediği gibi iman, insana hem nurundan saçar Hem de eline bir kuvvet verir ki o da huzurdur. İnsan teslimiyet ile tevekkülü öğrenir ve yaşatır hayatının her anında. Omuzlarındaki yük kalkınca içindeki huzurun kat ve kat Arttığını görürüz. Şükürü, insaniyeti öğretir. Sonra mütevazı ve alçak gönüllü olmanın safhaları ve   basamaklarını. Basamakları çıkarken  tek, tek  farkında olmadan hayatı öğreniriz. Hayatımızı ve amacını. Amacımızı öğrendiğimizde de imanımızı arttırmanın yollarını arar ve gerçek islamın amacı ile karşılaşırız. Unutmayın islam ve huzurun olmadığı ortamda  bir peygamber vasfı olan güvenilirlik de olmaz.

RENK GEÇİŞİ

  "Kimsenin oturamayacağı evler yapıyordu. Dokununca dağılan evler. Kül renginde, kendi de kül olan evler. Hani terastan Boğaz'a bakarsınız ya; işte öyle, insana susamış evler. Alev alev evler.'' Manzarasına tutkun... Bir dağ yamacında hayaline vurgun... Coşan dalgalar bir tuvalde hayatını çizerken o, bu mutluluğa uçurum kadar uzak, gözünün değdiği yer kadar yakın... Kanatlanışı ölüm kadar yasak... Seyrinde kaldığı hayatında tüm bakışlardan kaçarken uzak iklimlerin yakın seslerini duyuyordu. Haykırışların yankısı büyüktü. Ne olursa olsun değişmeyen tek gerçek vardı; Ayrıntılarla çok uğraşıyordu. Hayatı fazla ciddiye almaya gelmezdi. Çizdiği evler kül olurken kendini yakmasına gerek yoktu. Sevinciyle üzüntüsüyle bir değerden çok fazlalık gibi kalıyordu. Zihninin içinde yaşıyordu. İnsana hararette kızıl kum alevinde demirden oksitlenmiş toprakların içinde durmadan volta atıyordu. Kendisi dışında tüm hayatlara basıp geçmişti. Kaçak gözlerin gömülü olduğu mez...