Hayatın mevsimi rüzgarlı ve yağmurlu zaman dilimiydi. Her yağmur damlası başa gelen musibetler ve gözden akan yaşlara tekabül ediyordu. Damlalar gözden yaş olup akarken değdiği yürekler üşüyordu,titriyordu,donuyordu...
Zangır zangır titrerken yürekler içinden kalbin hıçkırıkları duyuluyordu.
Resmi küçük fırça darbesi az bir tabloydu yağmur. Her yeryüzüne değişte o büyük cömertliği ile binlerce kişinin anısına kucak açıyordu. Tek bir olayda birleşiyordu tüm ruhlar.
Bir türlü dinmeyen iç sesimiz ve buna mukabil lal olan dilimiz... Ürkek,korkak ve suskun... Aslında İnsan kalbin hıçkırıkları kadar var bu dünyada. Tek bir mevsimin içinde tek bir yağmurda tek bir çınlama...
Ne rüzgarı ne de yağmuru durduramaz mevsimi değiştiremez insan. İnsan sadece etkilendiği kadar yaşar hayatı.
Hepimizin diline pelesenk olan bir söz vardır; ''Yaşamadan bilemez anlayamazsın beni...'' İşte bu söz açıklıyor aslında gerçeği.
Peki,bu mevsimde yaşamak nedir sizce?
Tom Robbins ''Doğmak,ölmek bunlar kolaydı zor olan hayatın kendisiydi'' der.
Sahi neydi bu hayat doğmaktan ve de ölmekten zor olan ?
Tüm canlılara bahşedilen bu yaşam ne kadar zor olabilirdi?...
Yalnızca insana has bir kabiliyet olarak düşünmek ve düşündükçe sorgulamak bize verilen bu hayatın asıl anlamını , üzerindeki tozlardan kurtarıp gerçeği gösteren yegane rüzgar dokunuşlarını keşfettiriyordu.
Rüzgar savuracak tozu dumanı ve gerçek günyüzüne çıkacaktı.
Gerçeği bir kere gören,anlayan göz ise kendini tanıyacak, rabbini bilecek ve herşeyin bir şeyden olduğunu anlayarak gerçek mutluluğa ulaşacaktı....
Rüzgarın yağmurla birlikte aslında artkasından gelecek güneşin de daveti olduğunu görecekti...
Mutluluk diye aradığının küçük güzelliklerde saklı olduğunu ve o güzelliklerin de insandan bir numune olduğunu farkedecekti.
Çünkü hayat yani güzellik görmeyi bilen gözde saklı en büyük cevherdi....
Banu Yurtsever
Yorumlar
Yorum Gönder