Ana içeriğe atla

ESKİMEYEN EŞYALAR

        Kültür geçmişimizden günümüze uzanan en önemli değerlerimizdendir.Biz kültürü iki ayrı kolda inceleriz;"Maddi Kültür" ve "Manevi Kültür".
Bu yazı da ise maddi ve manevi kültürün kenetlendiği noktalar üzerinde duracağız .
       
       Çoğu zaman eşyada kendi zamanımızın izlerine rastlarız.Atılan her eşyada geçmişimizden ya da ona yüklediğimiz anlamlardan da koptuğumuz yanılgısıyla bağlanırız bizi biz yapan eşyalara,
Bu bağlamıştı yaşarken bir nesnenin sunduğu malzemeye hapsolmadın anlamsızlığı çoğu kez gözümüzden kaçan bir ayrıntıdır.
 Adeta kendi kelepçemizi biz takarız ellerimize,bedenimize,ruhumuza,,,,
Fakat bu ,vefa ile harmanlanan mutlu bir hapsoluştur.İnsana duyduğumuz vefa gibi eşyaya da bir "VEFA" borcumuz vardır.
Vefa ile eşyaya sahip çıkmak da,eşyanın kölesi olup ona bağımlı olmak da aslında bize bağlıdır.

       Mevlevihanelerde ,osmanlı geleneğinde , az fakat öz birçok anlam ihtiva eden eşyalara rastlamak mümkündür.
       Örneğin; "Cümle Kapısı " adı verilen kapı,ampir üslubunda bir kapıdır.Ve dış yüzünde İkinci Mahmud'un 1835'de inşasına dair onarım kitabesi,iç yüzünde 1791'de Üçüncü Selim tarafından mevlevihanenin yenilendiğine dair "Şeyh Galip"in yazmış olduğu kaside bulunur.
  Eşyaya yüklenen anlamlara baktığımızda kültürün maddi bir kolu olan eşya ile, manevi bir kolu olan  geleneğin aslında birbirini tamamlayan iki öğe olduğunu görürüz.
    İnsan yaşadığı sürece gelenekler ve eşya da değişkenlik göstermektedir. Çünkü zaman,her zaman  yeniliklere gebedir. Gelişen ve değişen Zaman bize farklı bir açıdan yenilik algısı sunmaktadır.
     
     Eşyanın bize  değil bizim ona bağımlı olduğumuz bir zaman metaforundayız.Bu nedenle geçmişimizdeki geleneğimizi oluşturan ve içine insanların anlam yüklediği eşyanın değeri "şimdi"nin
eşyasından oldukça farklılık arz etmektedir.
     Yine geçmişte çokça kullanılan fakat şimdilerde unutulmaya yüz tutmuş eşyalarımızdan biri de "Semaver"dir. Adını çokça duymamıza rağmen kullanımı eskiye nazaran azalmaktadır.

      Semaver ondokuzuncu yüzyıldan itibaren Orta Asya'da kullanılmaya başlanmış ve semaverden akan çay Ahmet Yesevi'den gelen miras olduğuna akan çayın şifalı semaverin de şifa dağıtıcısı olduğuna inanılırdı.İnsanlara hayat verici,dertleri dağıtıcı olarak görünür ve "Şifahane"ye benzetilirdi.

      Geçmişte eşya bu denli çeşitli anlamlar ihtiva ettiği için geleceğin ayrılmaz bir uzvu halinde karşımıza çıkmıştır.
       Ve biz bu zamanın"şimdi"sinde belki de geleceğe bırakılacak olan kültürü oluşturuyoruz.
Unutmayın kültür;yıllar,asırlar boyu uzanan bir olgudur ve bu kültürü bir nevi insanlar oluşturur.
            Siz geleceğe neler bırakmak isterdiniz?
                                                                                                                   Banu Yurtsever

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zaman Treni

Bir metro istasyonundasın Seni hayata yetiştirecek olan treni bekliyorsun Fakat bu zaman treninin hızı da ne ?! Onun hızıyla birlikte koşuyorsun,durduramıyorsun... Ümitle koşuyorsun tabana kuvvet diyorsun Ve sonra geçip giden trenin ardından, Geçip giden zamanın ardından, Sen sadece bakakalıyorsun Banu Yurtsever

İslam Ve Huzur

İslamda sonsuz inanma, güvenme vardır. Bu sonsuz inanç ve güven teslimiyeti, teslimiyet razı olmayı öğretir. İslamiyeti tanıdıkça ve yaşadıkça huzurun asıl tanımını öğreniriz.  ‘’iman hem nurdur hem kuvvettir hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir’’ sözünde dediği gibi iman, insana hem nurundan saçar Hem de eline bir kuvvet verir ki o da huzurdur. İnsan teslimiyet ile tevekkülü öğrenir ve yaşatır hayatının her anında. Omuzlarındaki yük kalkınca içindeki huzurun kat ve kat Arttığını görürüz. Şükürü, insaniyeti öğretir. Sonra mütevazı ve alçak gönüllü olmanın safhaları ve   basamaklarını. Basamakları çıkarken  tek, tek  farkında olmadan hayatı öğreniriz. Hayatımızı ve amacını. Amacımızı öğrendiğimizde de imanımızı arttırmanın yollarını arar ve gerçek islamın amacı ile karşılaşırız. Unutmayın islam ve huzurun olmadığı ortamda  bir peygamber vasfı olan güvenilirlik de olmaz.

RENK GEÇİŞİ

  "Kimsenin oturamayacağı evler yapıyordu. Dokununca dağılan evler. Kül renginde, kendi de kül olan evler. Hani terastan Boğaz'a bakarsınız ya; işte öyle, insana susamış evler. Alev alev evler.'' Manzarasına tutkun... Bir dağ yamacında hayaline vurgun... Coşan dalgalar bir tuvalde hayatını çizerken o, bu mutluluğa uçurum kadar uzak, gözünün değdiği yer kadar yakın... Kanatlanışı ölüm kadar yasak... Seyrinde kaldığı hayatında tüm bakışlardan kaçarken uzak iklimlerin yakın seslerini duyuyordu. Haykırışların yankısı büyüktü. Ne olursa olsun değişmeyen tek gerçek vardı; Ayrıntılarla çok uğraşıyordu. Hayatı fazla ciddiye almaya gelmezdi. Çizdiği evler kül olurken kendini yakmasına gerek yoktu. Sevinciyle üzüntüsüyle bir değerden çok fazlalık gibi kalıyordu. Zihninin içinde yaşıyordu. İnsana hararette kızıl kum alevinde demirden oksitlenmiş toprakların içinde durmadan volta atıyordu. Kendisi dışında tüm hayatlara basıp geçmişti. Kaçak gözlerin gömülü olduğu mez...