Ana içeriğe atla

Kimliğin Biilmecesi


İnsan kendini ne kadar tanır? Ne kadar bilir içindeki okyanusları,mevsimleri bahçeleri baharları....
Peki çizebilir mi küçük bir fırçayla bembeyaz bir  tuvale her bir his dalgasını ? Aynı denizdeki dalgalar gibi haşmetli bir şekilde dökebilir mi,yeter mi?
Siret surete bu kadar kolay aktarılabilir mi gerçekten.....
Hadi bir yolculuğa çıkalım ,birer kâşifi olalım dünyamızın. Her keşifte bir fırça darbesi düşsün tablomuza,tüm özgürlük ve tüm farklılığıyla...
Gerekirse uyumsuz gözüksün en başta ama tüm duygular özünü korusun istikrarla.
Tüm hisler coşmasıyla  ve durulmasıyla yansısın bu resme.
Sanatla konuşsun tüm duygular,fırçayla dillensin tüm arzular...
Çizgiler öz benliğinden gelen damlalarla,özgürce atılan fırça darbeleriyle kuşatsın tuvali
Şimdi bu esere kim sıradan bir resim der ki ?
Görünüşe takılı kalan anlar mı mânanın tadını, verebilir mi bu tabloya o değeri?...
Her fırça her boyayı kabullenmediği gibi her bakan da anlamıyor bu tablodan .
Kalbiyle bakmalı önce insan.Kalbiyle,kalp gözüyle anlamlandırmalı....
İşte çıkacak her anlam herkesin kendi kimliğinden bir akis. Her akis ise bir ipucu kendini bilme yolunda. Çünkü bu bilmecenin cevabı da sende aslında.
Picasso'nun; "Cisimleri gördüğüm gibi değil düşündüğüm gibi boyarım" ifadesi de kimliğin akseddiğinin bir belirtisidir.
Sessiz özgürlük renk renk dilleniyor,can buluyor. Duygular ve gerçekler harmanlanarak bu esere can veriyor.

Herkes esere bakarken kendi bakış açısıyla bakar .Kendi akıl  ve kalp süzgecinden geçirir ve ortaya her insan kadar farklı anlam çıkar.
Bu nedenledir ki Picasso "bu resmi siz mi yaptınız ?" Sorusu üzerine "Hayır siz yaptınız"  cevabını verir .
Her insan bir dünyadır ve herkes hayata kendi penceresinden bakar ,kendi holizonlarını çözmeye çalışır her bir dairede bir adım daha yaklaşır kendi "öz"üne. Geçtiği yolların bir tarafı bahar ve bahçelerle donanmışken bir yanı sürekli yaprak döker.... Herşeyi görür bu yolda ;mutluluk, üzüntü ve daha bir sürü şey...
Ama yaşamına yansıyacak olan kısmı herkesin kendi bakış açısına göredir.
Şimdi bu yolculuğu bitirmeye,herşeye rağmen "öz"ünü bilmeye var mısın?
Banu Yurtsever

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zaman Treni

Bir metro istasyonundasın Seni hayata yetiştirecek olan treni bekliyorsun Fakat bu zaman treninin hızı da ne ?! Onun hızıyla birlikte koşuyorsun,durduramıyorsun... Ümitle koşuyorsun tabana kuvvet diyorsun Ve sonra geçip giden trenin ardından, Geçip giden zamanın ardından, Sen sadece bakakalıyorsun Banu Yurtsever

İslam Ve Huzur

İslamda sonsuz inanma, güvenme vardır. Bu sonsuz inanç ve güven teslimiyeti, teslimiyet razı olmayı öğretir. İslamiyeti tanıdıkça ve yaşadıkça huzurun asıl tanımını öğreniriz.  ‘’iman hem nurdur hem kuvvettir hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir’’ sözünde dediği gibi iman, insana hem nurundan saçar Hem de eline bir kuvvet verir ki o da huzurdur. İnsan teslimiyet ile tevekkülü öğrenir ve yaşatır hayatının her anında. Omuzlarındaki yük kalkınca içindeki huzurun kat ve kat Arttığını görürüz. Şükürü, insaniyeti öğretir. Sonra mütevazı ve alçak gönüllü olmanın safhaları ve   basamaklarını. Basamakları çıkarken  tek, tek  farkında olmadan hayatı öğreniriz. Hayatımızı ve amacını. Amacımızı öğrendiğimizde de imanımızı arttırmanın yollarını arar ve gerçek islamın amacı ile karşılaşırız. Unutmayın islam ve huzurun olmadığı ortamda  bir peygamber vasfı olan güvenilirlik de olmaz.

RENK GEÇİŞİ

  "Kimsenin oturamayacağı evler yapıyordu. Dokununca dağılan evler. Kül renginde, kendi de kül olan evler. Hani terastan Boğaz'a bakarsınız ya; işte öyle, insana susamış evler. Alev alev evler.'' Manzarasına tutkun... Bir dağ yamacında hayaline vurgun... Coşan dalgalar bir tuvalde hayatını çizerken o, bu mutluluğa uçurum kadar uzak, gözünün değdiği yer kadar yakın... Kanatlanışı ölüm kadar yasak... Seyrinde kaldığı hayatında tüm bakışlardan kaçarken uzak iklimlerin yakın seslerini duyuyordu. Haykırışların yankısı büyüktü. Ne olursa olsun değişmeyen tek gerçek vardı; Ayrıntılarla çok uğraşıyordu. Hayatı fazla ciddiye almaya gelmezdi. Çizdiği evler kül olurken kendini yakmasına gerek yoktu. Sevinciyle üzüntüsüyle bir değerden çok fazlalık gibi kalıyordu. Zihninin içinde yaşıyordu. İnsana hararette kızıl kum alevinde demirden oksitlenmiş toprakların içinde durmadan volta atıyordu. Kendisi dışında tüm hayatlara basıp geçmişti. Kaçak gözlerin gömülü olduğu mez...