Otel Hatıraları
Hatıralar biriktiriyoruz yaşadıkça. Kokusuyla, rengiyle, mekanlarıyla duygu yüklü hatıralar… Bizden bir parçayı emanet bıraktığımız zamanlar. O zaman diliminden ayrılırken hafızamıza yüklediğimiz renkli fotoğraflar. Kokulu, müzikli, korkulu, sevinçli fotoğraflar…
İşte; hafızamda yenilemek istediğim hatıralarım için, albümün başında buluveriyorum kendimi. Birine takılıyor gözüm, gönlüm. Burası intizamla hazırlanmış, örtü, perde ve havlularıyla bir otel odası. Kuğu şekli verilmiş havluları ve üzeri bir bahçeyi andıran kokulu çiçekleriyle hazırlanmış odadan bir kare.Klasik otel kokusunu bastıran mis kokulu çiçekler bizi çok mutlu etmişti. Çiçek kokulu güzel bir fotoğraf karesi. Genelde tatil ya da seyahat sırasında konakladığımız otel odalarını incelemeye başlayarak albümün diğer sayfalarına döndüm.
Albüme misafir olduğum gibi bu otellerde de değişik sürelerde misafir olduğumu düşündüm. Birkaç bavula sığdırılmış yaşam standartını günlük yaşamımızda hiç tercih etmeyiz. Oysa bu dünya misafirhanesinde de geçici bir süreyle ağırlanmakta olan bir yolcu değil miyiz?
Albümde bundan yedi-sekiz sene öncesine ait başka bir otel odası resmine gözüm takıldı. Tam iki ay kalmıştık bu odada. En uzun süre kaldığımız bu otel odası, ölümün yakınlığına, hayatın kısalığına gönderme yapan bir dil ile konuşmuştu bizimle.Yaşarken bunları idrak edecek yaşta değildim, küçüktüm. Ancak işte bu resim şimdi zamana tercüman oluyor ve konuşuyordu benimle. İstanbul’daki hastaneye en yakın oteldi. Hızlı tren kazasında eniştem ağır yaralanmıştı ve biz de teyzeme destek olmak için ailecek yanında kalıyorduk. İşte bu süreçte bizi bağrına basmıştı bu otel odası. Gece gündüz akıtılmış gözyaşlarına şahitlik etti duvarları. Her sabah iyi bir haber alma umuduyla hazırlanıp hastaneye giderken ki heyecanları da gördü… Teyzemin üç aylık bebeğine beşik oldu yatakları. Geceleri uyandığımda annemin ve teyzemin birbirine sarılıp dua etmelerini ben ne kadar yaşadıysam o odanın gece lambaları da bizimle o kadar yaşadı….
İki aylık uzun süren misafirliğimizde ardımızdan göz yaşlarıyla uğurladı bizi. Çünkü üç aylık Halil İbrahim babacığını hiç tanıyamayacaktı. İnşallah bizden sonra kimsenin bu kadar derin acısına ortak olmamıştır odamız. Hüzünlü bir hatıramı canlandıran bu otel odasını albümdeki yerine hızlıca koyuyorum.
Dünya bir otel, odaların birinde biz de misafiriz. Her yeni günde doğan güneş ve bülbülün sabah nağmeleri ile burada güzelce ağırlanmamız tıpkı otel odalarındaki gibi; kalıcı olmayan mekanlarda yolcu olduğumuzu bize hatırlatmakta.
Güzel ağırlandığımız ‘’Otel Sahibine’’ teşekkür etmek gerekmiyor mu ne dersiniz?
Yorumlar
Yorum Gönder